yeryüzü olayları etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
yeryüzü olayları etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
07 Mart 2008 Cuma
BUHARLI MAKİNE
Böylece 1775 ile 1800 yılları arasında 325 makine imal etti. A. B. D. ilk makineyi 1781'de satın almıştı; Almanya'da ilk defa 1785'te Fransa'da da 1778'de işlemeye başladı. O yıl Jacgues-Constantin Perier (1742-1818), Seine sularını yükseltmek amacıyla Chaillot'ya (Paris) ilk ateşli tulumbayı yerleştirdi. O tarihe kadar çeşme suları, artık enikonu eskimiş olan hidrolik makineler aracılığıyla yakın ırmaklardan su arklarıyla getirilmekteydi. 1778'de Perier, Birmingham'a giderek Boulton firmasına iki makine ısmarladı ve bunları Debilly rıhtımına monte etti. 8 Ağustos 1781'de şaşkın bir kalabalığın önünde işlemeye başlayan makineler, Seine'den suları alıyor, Chaillot sırtlarında inşa edilmiş olan her biri 4342 hektolitrelik depolara akıtıyordu. Bu yenilik büyük sükse yaptı.Boulton ve Watt Şirketi 1786'da "çift etkili" makineyi piyasaya sürdü. Elli beygirgücündeki bu makine bir un fabrikasına satıldı. Bunu iplik, dokuma ve demir fabrikaları, maden ocakları izledi. Watt'tan önce bile 600 işçi çalıştıran Boulton fabrikaları alabildiğine büyüdü. Bütün dünyadan gelen vinç, sonda, un fabrikaları, iplik ve dokuma fabrikaları, darphane, Stanhope presleri, bira fabrikaları vb. için buharlı makine taleplerini karşılamaya koyuldu. Yirmi yıl içinde Fransa'da (12'si Anzin madenlerinde olmak üzere) 500 tulumba işletmeye kondu. Almanya'da on kadar makineye karşılık İngiltere'de 5 000 tane işlemekteydi. Watt'ın makinesinin, Newcomen'inkinden üstünlüğü, ne daha güçlü ne de daha kullanışlı oluşuydu. Asıl önem verilen nokta, iki kat daha az yakıt harcamasıydı. Boulton da, makinesini tanıtırken, özellikle bu avantajından yararlanmıştı. Boulton ve Watt Şirketi 1786'da "çift etkili" makineyi piyasaya sürdü. Elli beygirgücündeki bu makine bir un fabrikasına satıldı. Bunu iplik, dokuma ve demir fabrikaları, maden ocakları izledi. Watt'tan önce bile 600 işçi çalıştıran Boulton fabrikaları alabildiğine büyüdü. Bütün dünyadan gelen vinç, sonda, un fabrikaları, iplik ve dokuma fabrikaları, darphane, Stanhope presleri, bira fabrikaları vb. için buharlı makine taleplerini karşılamaya koyuldu. 1804'te İngiliz Arthur Woolf'un (1766-1837), buharı iki aşamada çalıştırmayı gerçekleştirmesiyle makine daha da iktisatlı çalışmaya başladı. Birinci aşama, 4 atmosferlik bir yüksek basınç silindirinde; ikincisi de, alçak basınçlı daha büyük bir silindirde meydana gelmekteydi. "Çift etkili" makinenin icadından sonra yapılan en önemli gelişme, Oliver Evens adında (1755-1819) Philadelpialı araba yapımcısının çabalarıyla gerçekleşti. Newcomen, Watt ve Woolf gibi Evens de kendini Denis Papin'in düşlerine kaptırmıştı. Ekmek parası kazanmak için bir yandan araba, dokuma tezgâhı ve değirmen yapmakta, öte yandan da Jonathan Hornblower'in (1725-1812) Amerikalılara 1750'de sunmuş olduğu İngiliz yapısı ateşli tulumbayı geliştirme imkânları araştırmaktaydı. Çalışmalarını sürdürmek için tekniğe değil de, bilime baş vurması oldukça ilginçtir. Black'in çalışmalarına dayanan Watt, suyun 1 dereceden 100 dereceye getirilmesi için 100 kaloriye, buharlaştırılması için 537 kaloriye ihtiyaç olduğunu bulmuştu. Evens, 100 dereceden 200 dereceye çıkarmak için de azıcık daha ısıtmanın (30 kalori) yeterli olduğunu gözlemledi. Bu durumda az bir masraf eklenmesiyle 15 kat fazla basınç elde edebilecekti. Evens'in yazdığı gibi, "deneyler, 1.5 atmosferlik bir basınç elde etmek için 4 ölçek kömürün yetmesine karşılık, 2 atmosfer için 5 ölçek, 16 atmosfer için de 8 ölçeğin yeterli olduğunu kanıtlamaktadır" Evens, Watt'ın makinesinin silindirinde, yüksek basıncın alçak basınçtan daha fazla iş gördüğünü bildiğinden 8 atmosferlik buharla işleyen bir "çift etkili" makinenin ihtira beratını aldı (1797).Yüksek basınç kesin bir avantaja sahipti. Ancak, basınca dayanabilecek güçte kazanlar imal edilinceye kadar öne sürdüğü yenilikler kuramsal olmaktan ileri gidemezlerdi. 1800 yıllarında maden işletmeciliği henüz emekleme çağındaydı. Perçin çivisiyle tutturma tekniği yetersiz olduğundan kazanların su geçirmezliği güvenilir durumda değildi. Neyse ki, o günlerde de sanayi dalları günümüzde olduğu gibi dayanışmalı çalışıyordu. Buhar makinesi, demir ve demir-dökme fabrikalarına itici güç sağlıyor, buna karşılık kendi gelişmesi için gerekli imkânları alıyordu. Wilkinson'un delgi makinesi sayesinde silindirlerin içi istendiği gibi oyulabilmekteydi; öte yandan araç-makineler işlemeye başlamış ve kimyacılar madenlerin direncini artırma çabalarına hız vermişlerdi. ENERJİNİN FETHİNDE İLK AŞAMA: BUHAR Buhar, hidrolik çark ve yel değirmeninin tam tersine coğrafi ve meteorolojik şartlara bütünüyle yabancı, güçlü ve düzenli bir enerji kaynağıdır. Mekanik uygarlığın gelişmesini buharın icadına bağlamak bu bakımdan yerinde bir görüştür. Bununla birlikte, Watt'ın makinesi ancak 1802'den sonra bütün sanayi kollarında kullanılabilmişti. Dolayısıyla bütün Sanayi Devrimi'nin buhar makinesiyle başladığını söylemek hatalıdır. Sanayi Devrimi çeşitli ülkelerde, değişik tarihlerde başladı. Watt'ın ilk araştırmalarını yaptığı tarihte, Fransa'da yeni yeni başlamış olmasına karşılık, İngiltere'de bu tüm hızıyla gelişmekteydi. Bu bakımdan buharlı makinenin, Sanayi Devrimi'nin sebebinden çok önemli bir sonucu olduğunu söylemek daha uygundur. Gerçekten sanayicileri, özellikle taşkömürü üreticilerini buhara köle olmaya sürükleyen etken geniş çapta ticaretin gerekleri olmuştu. Yeni itici gücün getirdiği köklü değişikliğin kapsamını ölçebilmek için, o güne kadar enerji kaynağının akarsular, yel ve hayvansal güç olduğunu hatırlamak yeter. Bir insan toplumunun uygarlık düzeyinin kesin ölçüsü, sahip olduğu itici güçlerinin miktarlarıyla doğru orantılıdır. Toplum bilimsel yönden ne derece yükselebilmişse, tabiatın kendisine sunduğu enerji kaynaklarından o derece yararlanabilir, onları kendine hizmet ettirebilir. Topraktan çıkardığı bir kara taşı makinelerinde yakmaya yetenekli bir toplum, elbette hayvan ya da köleleri çalıştırarak gelişmeye çalışan bir toplumdan daha ileri bir düzeydedir. Daha önceki sayfalarda bir ülkenin zenginliğinin altın stoklarından çok, sanayi kuruluşları ve maden kaynaklarıyla ölçülebileceğini söylemiştik. Bu görüşü şimdi daha belirgin hale sokup şu önermeyi ileri sürebiliriz: O dönemdeki sanayinin en mükemmel enerji kaynağı olan hidrolik çarklar yalnız fabrikalarda kullanılıyordu. Bunlar buğday, ceviz ve zeytin öğütmekten başka demir eritme körüklerini, dokuma tokmaklarını, presleri ve tezgâhları işletmekteydi. Bugün 'fabrika' dediğimiz tesislere o gün "değirmen" denilmesinin nedeni de buydu. Bugün bile birçok köylerde "kâğıt değirmenlerine ya da "yağ değirmenlerine rastlamaktayız."Bir ulusun zenginliğinin kilowattsaat'le (kilowattsaat yalnız bir elektrik birimi değildir. Bir buhar makinesinin, bir yel değirmeninin, hatta bir hayvanın ya da boksör'ün enerjisi de kilowattsaatle ölçülebilir.) ölçülmesi gerekir."Fransa'yı örnek alırsak; 1952'de ülkenin kömür, petrol, hayvan vb. gibi enerji üretimi kaynakları yılda 3 milyar kilowattsaatlik bir enerji sağlamaktadır. Bu nüfusa bölündüğünde 2.620 kilowattsaat eder. Demek ki, her Fransıza ortalama olarak 2.620 kilowattsaatlik bir enerji düşmektedir. Aynı yılda her Amerikalıya 7.790 kilowattsaat; her İngilize 4.730; her İsveçliye 4.080 kilowattsaatlik enerji düşmektedir. Bu sayılar bu ülkelerin teknik düzeylerini göstermektedir.1790'da, yeni buharlı makinenin uygarlığı fethe çıktığı yıllarda, en uygar ülkede kişi başına ancak 34 kilowattsaatlik bir enerji düşüyordu. Bunun çoğunu da beygir ve öteki çekim hayvanları sağlamaktaydı.
Etiketler:
ay,
buharlı makinei,
dünyada ilkler,
dünyadabilim teknik teknoloji,
icat,
icatlar,
ilk olan şeyler,
ilkler,
uzay,
yeryüzü olayları
BUHARLI GEMİ
Davranışı, soylu ailesinin aklının almayacağı bir düşüş sayıldığı için ondan uzaklaşmışlar, kendisine gücenmişlerdi. Genç adam yalnızlığı içinde D'Auxiron'a bağlandı Mucit de ona tasarı ve tutkularını açtı. Hatta genç dostunu, vaktiyle Perier ile kurdukları şirkete soktu. Bu şirketin amacı buharlı gemiyi bulmak ve geliştirmekti. Ama genç adam kendi kanatlarıyla uçmayı tercih ederek, kız kardeşinin yaptığı para yardımları sayesinde tasarılarını denemeye koyuldu. Bunlardan, 15 Temmuz 1783'te Lyon'da yaptığı gösteri özellikle çok ilgi çekti. Jouffroy 46 m. uzunluğunda, 4.50 m. genişliğinde ve sualtı derinliği 0.95 m. olan bir gemi inşa etmiş, buna iki silindirli ve çift etkili bir Watt makinesi takmıştı. Bu makine aynı eksenin çevresinde dönen 4.50 m. çapındaki iki çarkı çevirmekteydi. Bilim adamları ve olayı tespit etmeye gelen noterin önünde yapılacak denemeye başlamak üzere, gemiye bindiğinde Jouffroy cebinde bir tabanca taşıyordu. Kendinden öncekilerine gelen felâketleri bildiği için başarısızlığa uğraması halinde yaşamamaya kararlıydı. Gemi, bağlı bulunduğu Vaise rıhtımından uzaklaştı, kapkara dumanlar püskürte püskürte Saone'u çıkmaya başladı. Bir çeyrek saat sonra Barbe adasına varmıştı bile. Onu orada karşılayan halkın alkışları ve göz yaşları içinde Jouffroy tabancasını suya fırlattı: Hemen işe koyulup Saone ve Rhine üzerinde gemi işletme imtiyazı ve Bakan Calonne'dan ayrıca proje üzerinde çalışma fırsatı vermesini istedi. Başardım diye seviniyordu ama, gerçekte kazanmamış, hatta her şeyi kaybetmişti, çünkü Paris'i, Bilimler Akademisini ve Sarayı göz önüne almadan deneyini taşrada yapmıştı. O bön taşralıya "su ile ateş nasıl barıştırılırmış," göstereceklerdi. Saray züppelerinin "tulumbalı Jouffroy" diye ad taktıkları projesine imtiyaz ve geliştirme imkânları vermek mi? Bilimler Akademisi mucite, denemesini Paris'te yinelemesini ve beklemesini söylemekle yetindi.Paris'te de yinelemek! Bir gemi de Paris'te inşa etmek!.. Zavallı Jouffroy, bu işin içinden nasıl çıkardı? Ötekini yapabilmek için şatosunun damlarını bile yıkmıştı. Geriye beklemek kalıyordu, elinden başka bir şey gelmezdi, icadını İngilizlere satmayı reddetti. 1817'de inşa ettiği gemiyle ve yolcularıyla Seine ırmağında dolaştı. Buharlı gemi, ne saçmalık! Bu anlayışsızlık yalnız buharlı araba tasarısını değil, buharlı gemi tasarısını da suya düşürdü. Denis Papin'inkini 25 Eylül 1707'de parçalamışlardı. Claude-François d'Auxıron'unki 8 Eylül 1774'te daha şanslı çıkmadı. D'Auxiron (1727-1778), kürekleri yangın tulumbasıyla işleyen bir gemi inşa etmişti. Seine ırmağında denemeye konduysa da tasarıya düşman gemicileri sarkacını sabote ettiklerinden deneme başarısızlıkla sona erdi. Zavallı mucit kederinden hastalandı; doğduğu Quingey'e çekildi ve orada öldü. Kırk yedi yaşında ölüm döşeğine düşen bu adamın ününe özenen Teğmen Claude de Jouffroy d'Abbans adlı bir genç ölümünden önce D'Auxiron'u buldu. Bu genç adam soylu ailesine o güne kadar epey üzüntü konusu olmuştu. Önce bir genç kızı sevmiş ve onu albayının (Artois kontu, ilerde Kral X. Charles) elinden almış, bu yüzden orduyu terk ederek kendini yangın tulumbaları üzerindeki çalışmalarına vermişti.Tuileries sarayının önünden geçti. Boş emekler. Tasarısını mahkûm etmişlerdi bir kere: Sonunda iflâs, parasızlık ve terk edilmişlik... Tek kazancı bunlar olmuştu. Günümüzde bile bazı uzak kıyı bölgelerinde ya da turistik göllerde çarklı vapurlar işlemektedir. Jouffroy'nın başarısızlığının başlıca nedeni, buharlı geminin ya da arabanın çağın ekonomik ihtiyaçlarına uygun olmamasıydı. Yelkenli gemi, ihtiyaçlara pek de iyi yetiyordu Atlas okyanusunu doğudan batıya 15 günde, ters yönden 30-40 günde geçiyordu ve içinde makine de bulunmadığına göre bütün gemi yük alabiliyordu. Tersine Jouffroy'nın gemisinde makine ve kömür öyle çok yer tutuyordu ki geriye pek bir şey kalmıyordu. Bütün bunlar olup biterken D'Auxiron kederden ölüyor. Jouffroy iflâs, Stanhope'yi Amirallik geri çeviriyor, ve en sonra 1803'te yeni bir iflâs adayının daha ortaya çıktığı görülüyor. Fitch intihar ediyor.18 Temmuz 1832'de öldü. Böylece buharlı geminin yaratıcısını ölüme sürükleyip anonim bir mezarlığa gömenler çocuklarını da yoksulluk içinde bıraktılar. Jouffroy'nın çağdaşlarının körlüğü ve sersemliği karşısında insan şaşkınlıklar içinde kalıyor. Bu adam 1783'te hiçten gerçek bir buharlı gemi meydana çıkartmıştı; üstelik Fulton'dan yirmi yıl önce ve pervaneli gemiler çıkıncaya kadar kendini bütün ülkelerde kabul ettirecek kadar... Bu böyleyken insanlar, binlerce yıllık alışkanlıklarından vazgeçmesinler diye kasten gözlerini kapatmışlardı. Yine o sıralarda İngiltere' de Stanhope, Amiralliğe kürekleri buharla işleyen bir gemi tasarısı sunmuş Amerika'da John Fitch aynı esasa dayanarak işleyen bir gemi yapmıştı. Ama bunlar güvenilir olmaktan uzak, yarını belirsiz makinelerdi; oysa Jouffroy'nınki öylesine iyi düşünülmüştü ve güvenilirdi ki benzeri çarklı gemilerin son zamanlara kadar işlediğini çoklarımız hatırlarız.
UZAY HARİTASI
Gökbilimciler, Avustralya’daki bir robot teleskop yardımıyla ilk kez Evren'in haritasını çıkardı. New York Times Gazetesi'nin haberine göre, hesaplamalar, milyarlarca ışıkyılı genişliğindeki alanlara yayılmış 100.000 galaksi arasındaki mesafelerin ölçülmesi yoluyla yapıldı. Ölçümler, özellikle Dünya ile onun dahil bulunduğu Samanyolu Galaksisi'nin yer aldığı kesimi kapsıyor. Haritaya göre galaksiler, ıssız boş alanlar arasında yakılmış kamp ateşleri gibi görünüyor. Uzmanlar, galaksi topluluklarını "kozmik kıtalar" olarak nitelendiriyor. Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda birkaç galaksinin dışındaki alanları görmek mümkün olamıyordu. Edinburgh Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. John Peacock, "Evren'deki dev yapıların, Ay’ın Dünya çevresinde dönmesine imkân veren karşılıklı çekim kanununa uygun biçimde oluştuklarını" anlattı. Dr. Karl Galzebrook da, yaptıkları işi şöyle tarif etti: "Sanki bir yerde oturuyorsunuz ve çevrenizde gördüğünüz her cisimle aranızdaki mesafeyi ölçüyorsunuz, ancak o gördüğünüz cisimlere gidemiyorsunuz." 2dF Projesi'nin ilk aşamasında 250.000 galaksinin haritaya dahil edildiği, "Sloan Dijital Gök İncelemesi" adı verilen ikinci aşamada ise bu sayının 100 milyon gökcismine çıkartılacağı ifade edildi. Bunların içinde yer alacak galaksi sayısı ise bir milyon.Gelecekte yapılacak daha geniş kapsamlı haritaların, daha geniş alanların görülmesine olanak vereceği belirtiliyor. Haritanın, şimdiye kadar yapılan bilgisayar benzetimlemelerini doğrular veriler içerdiği de belirlendi. Bunlar arasında, "milyarlarca yıldan beri karşılıklı çekim esasına dayanarak dönen gökcisimlerinin Evren'e bugünkü şeklini verdiği ve telkari denilen tarzda oluşumlar meydana getirdiği" görüşü de bulunuyor.
UZAYDA YAŞAM VARMI ??
Gökbilimciler, uzak yıldızlarda hayatın oluşumu için gerekli temel maddelerden olan bileşik karbon molekülleri ve su buldu.Avrupa Uzay Ajansı`ndan bilim adamı Martin F. Kessler, bu buluşun, başka yerlerde hayat oluşumu olasılığını güçlendirdiğini söyledi. Bunun ayrıca, bileşik karbon kimyasının yalnızca Dünya`ya özel olmadığını belirten Kessler, "Benzer kimyayı, şimdi evrenin başka yerinde de görüyoruz" dedi.Cornell Üniversitesi`nden gökbilimci Martin Harwit de buluşun, Dünya'nın ötesinde yaşamın varolduğunu kanıtlamadığını ifade etti. Harwit, ancak bunun, hayatın oluşumuna ve Güneş Sistemi`ne yönelik şartların birçok yerde varolduğunu kanıtladığını söyledi. Bilim adamları, Submillimeter Wawe Astronomi Uydusu ve Kızılötesi Uzay Gözlemevi`nden alınan verilere dayanarak, Amerikan Bilim Gelişimi Derneği`nin toplantısında yaptıkları açıklamada, genç ve yaşlı yıldızların çevresindeki uzayı araştıran yörüngedeki gözlemevlerinin, yıldızlarda organik kimyada temel rol oynayacak büyük dalgalar halinde su buharı ve karbon molekülleri izleri bulduklarını kaydetti.
06 Mart 2008 Perşembe
YERYÜZÜNDE İLGİNÇ BİLİMLER
En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke 15 ülke ile Çin’dir.En uzun ve kesintisiz sınır ABDKanada arasındadırEn kalabalık şehir, Japonya’nın Tokyo şehridir.26,5 milyonEn yüksek yerleşim birimi deniz seviyesinden 5 0902 m. yukarıda olan Çin’in Wenzhuang’dır.En alçak yerleşim yeri deniz seviyesinin 54 m. altında olan ABD Californiya eyaletine bağlı Calipatria şehridir.En kuzeydeki yerleşim yeri 82,5 derece ile Kanada’nın Alert şehridir.En güneydeki yerleşim birimi 55 derece ile güneyde olan Şili’nin Puerto Williams şehridir.Yüzölçümü 44.936.000 km2 dir.En büyük göl Hazar Gölü’dür. 424.200 km2 dir.En yüksek dağ Nepal’de bulunan 8.850 m. ile Everest dağıdır.En şiddetli deprem 22.05.1960 da Şili’de gerşekleşmiştir. 9.5 şiddetindeEn yüksek şelale Venezuella’da bulunan 979 m. Angel Şelalesidir.En uzun nehir 6.656 km. ile Nil Nehridir.En yüksek baraj Tacikistan’da Vakhsh nehri üzerinde bulunan 300 m. yükseklikteki Nurek Barajıdır.En büyük yanardağ patlaması 130 yılında Yeni Zelanda Nort Island’da Taupo patlamasında 20.000 kişi kaybolmuştur..En kuru yer Şili’de Arica ve Antofagas arasındaki bölge olup ortalama 0.1 mm3 yağmur düşmektedir.En uzun asma köprü 5 Nisan 1998 de Japonya’da açılan 3.911 m. AkashiKaikyo’dur.En uzun demiryolu tüneli Japonya’da 53.9km olan Seikan Tüneli’dir.En sıcak yer Libya’da 58 derece ile ElAziziyah’dır.En soğuk yer 89 derece ile Antartikadır.En ıssız yer Güney Antartik’te Tristan da Cunha adasında, hiç insan yoktur.En yağışlı yer Hindistan’da Cherropunji şehri olup yıllık ortalama 1270 cm3 yağmur düşmektedirEn çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine’dir. 689 dil ve lehçe.En büyük dalga Alaska’nın Liyuya Körfezinde 9.07.1958 de 524 m. olmuştur.Okyanusta en derin yer Mariana adalarının doğusunda 10 923 m. ile Challenger çukurudur.En büyük çöl OrtaKuzey Afrika’da 9.065.000 km2 ile Büyük Sahra Çölüdür.En geniş ülke 17 075 200 Km2 ile Rusya’dır.En küçük ülke 0,44 Km2 ile Vatikan’dır.En zengin 3 ülke Kanada, Norveç,ABD’dir.En fakir 3 ülke Sierra Leone, Nijer, Etiyopya’dır. En büyük ada Grönland’dır. Yüzölçümü 2.166.086 km2 dir.En büyük kıta Asya Kıtasıdır.
Kaydol:
Yazılar (Atom)
